Cevapla 
 
Derecelendir
  • 10 Oylar - 2 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
15-10-2008,
Mesaj: #1
Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Arkadaşlar hepiniz gibi benimde çok sevdiğim bir seri olan Tomb Raider aracılığıyla bende siteye bir katkı yapmak, bir çalışmamı sizlerle paylaşmak istedim. Günah Kaosu; (Değiştirmeyi düşündüğüm bir isim bu nedense bana tatmin edici gelmedi ama başlığı açarken bir isim yazmam gerekiyordu Smile) benim Tomb Raider konulu, girişi henüz hala bitmemiş olduğu için romana dönüşmesi mümkün olabilen, yazmaktan keyif duyduğum bir fanficton / hikaye. Şimdilik bunun giriş kısmının tamamlanmış olan bölümünü beğenilerinize sunuyorum. Hikayeyi toparlamayı bitirdikçe, gelişmelerle paralel olarak bölüm bölüm bu başlıkta yayınlayacağım. Konu dışına fazla çıkılmaması şartı ile hepinizin izlenimleri ve görüşleri benim için oldukça önemlidir.











[Resim: TombRaider.png]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
15-10-2008,
Mesaj: #2
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
çok güzel bir fikir[Resim: icon_e_wink.gif].Merakla takip edeceğiz.[Resim: icon_e_smile.gif]Ne zaman girişi yayınlayacaksınız?











[Resim: 3796.gif]
Thor's hammer Mjolnir was powerful enough the level mountains.But how does all this relate to Avalon?!
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
15-10-2008, (Bu Mesaj 16-10-2008 deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. DeÄŸiÅŸtiren : Larita.)
Mesaj: #3
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
(İşte karşılarınızda girişin ilk bölümü)

Güneş okyanusun üzerini turuncu renge boyayarak batmaya yüz tuttuğunda ılık bir rüzgar kıyıdaki irili ufaklı arabaların meşgul ettiği yolun kenarında sıralanmış olan palmiyelerin yapraklarını titretti. Henüz daha ilk baharın başı olmasına rağmen yaklaşan sıcaklar şimdiden San Diego’ya; ABD, Kaliforniya eyaletinde bulunan bu kıyı şehrine kendini hissettirmeye başlamıştı. Palmiyelerin dibinde eşelenen bir sokak köpeği oradaki çöp kutusunda işe yarar bir şeyler bulamayınca sanki umudunu yitirmişçesine dik kulaklarını yatırarak otomobillerin gürültüsünün kapladığı sahil yoluna baktı.

Fernando, otomobiliyle oradan geçerken bu zavallı hayvanı kimin ondan sıkılarak sokaklara terk ettiğini merak etti. İnsanoğlu böyleydi işte, anlık hevesleri ile bir anda atağa geçerler, daha önce enine boyuna düşünmedikleri bu işin sonucu da tahmin ettiklerinden daha zahmetli çıkınca ondan hemen kurtulmanın bir yolunu buluverirlerdi. İşte biz dedektifler bu yüzden varız diye düşündü Fernando ; insanlar sonuçlarını tahmin edemedikleri şeyleri yaptıklarında, aynı yenmiş ama beğenilmemiş bir yemeğin artığını temizlemek gibi, bu olayların doğurduğu sonuçları toparlamak için. Meksika’da ki polis teşkilatından ayrılıp San Diego’da özel dedektiflik yapmaya başladığından beri tam olarak böyle hissediyordu. Yinede Amerika’nın herhangi bir eyaletinde adını insanlara kabul ettirebilmiş ve belli bir çevreye sahip olmuş olmak her Meksikalı’nın yapabileceği bir şey değildi. Bunu aklına getirerek kendisiyle gurur duymaya çabalasa da, para biriktirerek ana vatanından Kaliforniya’nın bu ikinci büyük şehrine getirdiği eşi Leandra’nın bu yeni yaşama uyum sağlayamamış olması aklına geldikçe keyfi bozuluyordu.

Leandra, bir çok tanıdığının da belirttiği gibi hamileliğin güzelliğinden herhangi bir parçasını bile götüremediği, çekingen ve birazda inatçı bir kadındı. Fernando her ne kadar kendisini Meksika’nın en güzel kadınıyla evli olduğu için şanslı hissetse de, son günlerde ülkesine dönmek için diretmesi nedeniyle ettikleri kavgalar yüzünden onu mümkün olduğunca az görmek istiyordu. Bebeğin Amerikan vatandaşı olmaması için vatanında doğum yapmakta ısrarcı olan alımlı kadın, bu eyalete taşındığından beri evden doğru düzgün çıkmamıştı bile. Artık dokuzuncu ayını bulmaya yüz tutmuş hamileliğini bahane etse de, kocası onun İngilizce bilmediği için sokağa çıkmaktan çekindiğini anlamıştı.

Sahile yakın olan müstakil evinin garajına aracını dikkatlice park eden dedektif kapıyı kapattığında aynada yüzünün yansımasını görünce bir an için ürktü. Kestane rengi saçları şöyle bir toparlansa oldukça yakışıklı sayılabilecek yüzüne perçemler halinde dağılmış, ela gözlerinin altında özensiz bir şekilde kot pantolonunun üzerine giydiği gömleğinin rengiyle yarışabilecek grilikte halkalar oluşmuştu. Son günlerde bu çalışma sevdasını abartmıştı anlaşılan, ancak işin kötüsü hala kaybolan küçük kızla ilgili somut bir ipucu yoktu elinde. Ağır adımlarla beyaza boyanmış giriş kapısından içeriye girdiğinde Leandra’nın, Tv’nin karşısındaki kanepede uyuduğunu görünce kendi kendine gülümsedi. Elinde taşıdığı kaybolan kız soruşturmasıyla ilgili kırmızı dosyayı tekli koltuklardan birine gelişigüzel fırlattıktan sonra mutfağın yolunu tuttu. Biraz rahatlama zamanı gelmişti artık. Buzdolabının kapağının açılırken çıkardığı ses ve mutfaktaki hareket, yumuşak kanepede hafif bir uykuya dalmış olan kadının gözlerini aralamasına sebep oldu. ‘’Fernando?’’ diye seslendi uykulu haliyle modern bir dekorasyona sahip evin iç kısımlarına doğru. Hafif isteksiz gibi görünse de, dedektif oturma odasının girişinde elindeki bir bardak meyve suyuyla göründü. ‘’Es yo’’ (Benim) diyerek söze başladı Fernando eşini rahatlatmak için ‘’Como has estado hoy?’' (Bugün nasıl oldun?) Adamın sorusuna bir yanıt gelmedi. Leandra kanepede yavaşça doğrularak kalktı, o doğrulmaya çalışırken Fernando bir an için onu tutmak üzere o tarafa doğru hamle yapmaya kalkmış olsa da başarıyla doğrulduğunu görünce eski konumunu aldı. Kapı eşiğinde içeceğini yudumlayan eşinin yakışıklılığı her ne kadar onu derinden etkilese de kaşlarını çattı. ‘’ Tu ha considerado la cosa que dije?’’ (Sözünü ettiğim konuyu düşündün mü?) Adam derin bir nefes alma ile sonuçlanan isyankar tepkisine her ne kadar istese de engel olamadı. Özellikle bugün hiçbir konuda tartışmaya girebilecek durumda hissetmiyordu kendini. Herhangi bir cevaptan kaçınarak ilerledi ve dosyayı eline alarak koltuğa yerleşti. ‘’Cuando, cuando, cuando?’’(Ne zaman, ne zaman, ne zaman!) diye ısrarını sürdürdü güzel kadın. Fernando gözlerini onun birer kömür parçası gibi görünen siyah gözlerine dikti. Son ‘’cuando’’ kelimesini sarf ederken o gözler yaşlanır gibi olmuştu. Genç adam ağzını açmadan gözlerini kapayarak başını koltuğun yumuşak arkalığına yasladığında ise eşinin hıçkırıkları salondaki sessizliği kovmaya başlamıştı bile.

Ne yapmalıydı bilmiyordu. Leandra’nın ülkesine dönmeyi ne şiddetle istediğinin, Amerika’da yaşarken kendisini küçük bir kafese tutsak edilmiş bir kuş gibi hissettiğinin farkındaydı. Diğer yandan Meksika’daki işine dönmesi de imkansızdı, dönemezdi. O olaydan sonra asla! Konu bu olunca da Fernando, San Diego’da yeni bir hayat kurmaya başladığında nasıl o para biriktirip onu buraya getirene kadar kocası olmadan idare ettiyse, bebek doğana kadar da o şekilde idare edebileceğini her fırsatta ısrarla tekrar ediyordu Latin kadın. Ancak hamileliğinin bu kadar ilerlemiş olduğu bir dönemde eşini yalnız bırakmak düşüncesi korkunç bir kabus gibi sarıyordu. Bu konuyu düşünemiyordu. Çıkar yolu yokmuş gibi geliyordu. Ufak birer çiğ gibi gözyaşlarının pürüzsüz yanaklarından nasıl süzüldüğünü hayal edebildiği eşine cevap veremezdi. Bugün o sustu ve Leandra konuştu. O konuştukça Fernando koltuğa karmaşık düşüncelerle daha bir gömülüyordu sanki. Kocasını ikna edebilmek için saatlerce anlattı. Dedektiften yinede hiç ses çıkacakmış gibi görünmüyordu. Çocuğunun doğar doğmaz çok geçmeden İngilizce konuşmaya başlamasıyla ilgili gördüğü kabuslardan ağlayarak söz etti. En azından sadece doğuma kadar ülkesinde olabilmek için yalvardı. Oğlu dünyaya geldiğinde San Diego’ya dönecek olsa da artık ilgileneceği bir yavrusu olacağı için bir daha Meksika’ya dönme konusunda ısrarcı olmayacağı konusunda diretiyordu.

Kadın adeta hayatı için bir savaş veriyordu. Eşinin, özellikle dedektif olmasından kaynaklanan sebeplerle ikna edilmesi zor biri olduğunu ve kendisi için son derece endişelendiğini, onu korumak istediğini biliyordu. Ama yinede çocuğunu kendi vatanında doğurmaya kararlıydı. Gece yarısına doğru oldukça bitkin ve üzgün görünen dedektif, içi hiç elvermese de karısının akan gözyaşları için kendini zorlayarak onu en kısa zamanda, sadece akrabalarının yanında kalması şartıyla, Meksika’ya yolcu edeceğine söz verdi.

Not : ''Acep bunun TR ile ne alakası var?'' diyenleri duyar gibiyim [Resim: icon_lol.gif] Bekleyin ve görün arkadaşlar elbette bir alaka olacak [Resim: icon_e_wink.gif]











[Resim: TombRaider.png]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008,
Mesaj: #4
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
İlk yorum benden olsun Smile Seni gönülden tebrik ediyorum Lara, yaşatmak istediğin o roman duygusunu sonuna kadar hissettirmişsin. Hikayeni okurken, Tomb Raider hakkında yaklaşık 500 sayfalık güzel bir romana başlamış gibi duygular yaşadım.
Başarının ve hayal gücünün hiç azalmaması dileklerimle, gerisini merakla bekliyor olacağım...











[Resim: ttdv0.jpg] [Resim: 165490774fx0.gif]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008,
Mesaj: #5
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Bencede harika bi girişim çok başarılı[Resim: icon_neutral.gif]Devamını dört gözle bekliyorum!











[Resim: 3796.gif]
Thor's hammer Mjolnir was powerful enough the level mountains.But how does all this relate to Avalon?!
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008,
Mesaj: #6
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Eline sağlık paylaşım çok güzel fakat paragraf sonlarındaki dil ifadelerine anlam veremedim. [Resim: icon_e_smile.gif]











[Resim: sign.png]
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008,
Mesaj: #7
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Ne zaman diyor ya yani ne zaman ülkeme gideceğim anlamında sanırım![Resim: icon_e_wink.gif]











[Resim: 3796.gif]
Thor's hammer Mjolnir was powerful enough the level mountains.But how does all this relate to Avalon?!
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008,
Mesaj: #8
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Konuşma açıklamalarını yazının sonuna eklemek pek kullanışlı olmamış gerçekten de, ait olduğu yere, parantez içinde yazmak daha iyi olabilir.
Bir de hikayenin akışı Lara ile nasıl buluşacak, çok merak ediyorum Smile











[Resim: ttdv0.jpg] [Resim: 165490774fx0.gif]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
16-10-2008, (Bu Mesaj 16-10-2008 deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. DeÄŸiÅŸtiren : Larita.)
Mesaj: #9
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Yorumlarınız için teşekkürler arkadaşlar beğenmeniz beni mutlu etti [Resim: icon_e_smile.gif]. Sondaki dil ifadeleri paragraflar içerisndeki İspanyolca konuşmaların Türkçeleri. Evet kadının ülkesine gitmekteki ısrarı hakkında. Ama Duygucum sende haklısın en iyisi öyle yapmak, yerine hemen yanına parantez ile yaziyim ben. Önerin için sağol.











[Resim: TombRaider.png]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
17-10-2008, (Bu Mesaj 17-10-2008 deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. DeÄŸiÅŸtiren : damLa_Ra.)
Mesaj: #10
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Süper yazmıssın [Resim: icon_rolleyes.gif]ellerine sağlık .. Bu hikayenin devamını meraklaaa bekliyorum











imza boyutları 150X640 boyutlarından büyük olmamalıdır
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
18-10-2008,
Mesaj: #11
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Çok güzel gerçekten [Resim: icon_neutral.gif]
Peki ne zaman devam edecek.. En çok Lara'nın çıkış sahnesini merak ediyorum [Resim: icon_mrgreen.gif] [Resim: icon_mrgreen.gif]
İsteriz isteriz[Resim: heyyo.gif] [Resim: heyyo.gif] [Resim: heyyo.gif]











[Resim: lost.gif]
[Resim: usebarim.gif]
[Resim: laral2.jpg]
Lara Croft is more than just a game
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
18-10-2008,
Mesaj: #12
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
(Evet arkadaşlar artık giriş kısmı sonuçlanıyor. Lara'ya çok az kaldı. Smile Beğenileriniz için teşekkürler Wink)

Baştan aşağıya beyazlara bürünmüş sarışın bir kadın koridor boyunca hızla yürüyerek ameliyathanenin şampanya rengine boyanmış olan koridora tuhaf, nahoş bir hava kattığı açık mavi çift kapısını adeta delerek geçti. Zaman zaman içeriye girip çıkan hemşirelerin telaşı; ya ameliyatın hiç de iyi gitmediğine dair bir gösterge ya da iyi bir referans almak isteyen stajerlerin hırslı çabalarının bir sonucuydu. Koridorun biraz ilerisinde, ameliyat olan hastalarının heyecan ve umutla bekleyen yakınları için ayrılmış bir bankta oturan Fernando canı sıkkın bir şekilde sigarasından çektiği dumanı dizlerine doğru üfledi. Hemen yanı başında ikisi üniformalı ve biri sivil olmak üzere San Diego polis teşkilatından üç memur fısıltılarla konuşuyorlar, sinir bozucu demeçlerine ara sıra Meksikalı’yı da katmaya çalışıyorlardı. Yandaki koridorlardan bir yerden, terliklerini sürüyerek geçen bir hemşire, dedektif onun ayak seslerini duyup baktığı sırada, ona oldukça sert bir bakış attı. ‘’Burada sigara içmek kesinlikle yasaktır. Burası bir hastane, kasaba lokali değil !’’. Genç adam her ne kadar bu yaşlı hemşire ile yarışabilecek sertlikte bir bakış ile onu karşılamış olsa da direnmedi. Sigarayı duvarın badanasına bastırarak söndürdü. İzmariti, baş parmağı ile işaret parmağı arasına sıkıştırarak bir fiske hareketiyle yere fırlatır fırlatmaz zaten ilk hareketinden itibaren yüzü ekşimiş olan kadının ifadesi sanki üzerine tonlarca ateş püskürtmek isteyen, sivri dişli bir Avrupa ejderhası portresine büründü. Üniformalı polislerin alçak sesli kahkahaları üzerine burnunu havaya dikerek, o terliklerinin koridorun tabanına sürtünme sesi ile oradan uzaklaşmaya başladığında, dişlerinin arasından sarf ettiği ‘’Latin pislik’’ lafı bir yılanın tıslaması gibi koridora gergin bir hava doldurdu.>>
> >
Arkadaşça görünmeye çabalasa da, verdiği hissin beceriksizliğinden bu havayı bozan bir el Fernando’nun omzuna kondu. ‘’Biliyorum amigo, prensibin değil ama’’ Dedi sivil polisin rahatsız edici derece kalın olan sesi ‘’Gebermesi herkes için hayırlı olandır. Adi herif bunu çoktan hak etmişti zaten. Eninde sonunda olacaktı. Tanrı bunun için seni seçti.’’. Fernando hiçbir hareket yapmadı. Şehir dışındaki terk edilmiş madende bir anda burun buruna geldiği zanlıya panikleyerek sıktığı kurşunun, adamın beynini dağıtışını, fışkıran kanların ılıklığını suratında hissedişini ve ardından karanlığı yararcasına duyulan çığlığı aklından çıkaramıyordu. ‘’Çocuk iyi’’ diye kendince kurduğu teselli yöntemini sürdürdü Amerikan polis. ‘’Ailesi bu dandik karmaşadan sonra mutlaka seni görmek istediklerini söyledi. Sanırım zengin oldun he!’’ sırıtarak özel dedektife baktı. Adamın hala, başını ellerinin arasına almış, koridordaki yer döşemelerine bakıyordu. Sivil polis bunun üzerine isyan etti ‘’Sen bir salaksın Rodriguez. O lanet pislik bir çocuk tecavüzcüsüydü. Böyle bir pisliği dünyadan sildim diye sevinmen gerekirken, gelmiş burada karalar bağlıyorsun. Neredeyse onun için üzüldüğünü düşünme raddesine geldim.’’ O ana kadar kendi aralarında son haftada oynanmış olan pek heyecanlı beyzbol maçındaki skandalı tartışan üniformalı polisler dikkat kesildiler. Dedektif nihayet başını kaldırıp bakmıştı ‘’Sen hiç, bir metreden daha az bir mesafeden bir adamın beynine sıktın mı, Andrews? Kurşunun kafatasını delip geçerken çıkardığı sesi duydun mu?’’>>
‘’O zavallı çocuklara tecavüz eden lanet olası, hasta ruhlu bir sapık. Herhangi bir yeri dağılırken sesini duysam keyiften başka hissedecek bir şeyim olmaz.’’ Fernando kaşlarını kaldırdı ‘’Potansiyel seri katiller gibi konuşuyorsun’’. Diğer polisler tekrar gülmeye başlayınca, Meksikalı dedektif de ister istemez sırıtmaktan kendini alıkoyamadı. Ancak kısa sürede söylediği lafın aralarında yarattığı gerginlikten pişman olduğunu hisseder hissetmez ortamı yumuşatmaya koyuldu ‘’Bak Andrews’’ diye hitap etti Amerikan’a ‘’İnsan öldürmek, ne kadar pisliğe bulaşmış olursa olsun, bana göre katlanılamaz bir şey. Meksika’da Cinayet Masası müfettişi olarak işe başladığımda ne olursa olsun asla birini öldürmeyeceğime dair yemin etmiştim.’’. ‘’Sen takıntılı herifin tekisin Rodriguez. Su saçma polisiye dizilerdeki artistik tavırlı duygusal oyunculardan farkın yok.’’ Adamlar bu kez hep birlikte yüksek sesle gülmeye başladıklarında yakınlarından geçen beyaz kıyafetliler onlara onaylamaz bakışlar attılar.>>
> >
İki adam hastanenin bahçesinde otoparka doğru temkinli bir şekilde ilerlerken sohbetlerini sürdürdüler. ‘’San Diego polis teşkilatı birkaç haftadır sürdürdükleri bir soruşturmaya bulaşmış olmandan rahatsız olsalar da sonuçtan memnunlar. Bu sefer tepene bineceklerini sanmıyorum.’’ Lacivert renkli bir ford mondeo otomobilin yanına geldiklerinde yürümesine son veren Andrews, aracın şoför kapısını açarken özel dedektife eliyle neşeli bir işaret yaptı ‘’Şu aileye uğramayı da unutma sakın’’ Fernando belli belirsiz başını sallarken, o tarafa doğru koşturan bir polis dikkatini çekmişti. Yüzündeki karanlık ifadeden pek de iyi haberler getirmediği anlaşılan memur, iki adamın yanına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. ‘’Yine ne oldu, beceriksizler’’ diye homurdandı Andrew arabanın kapısını bırakarak. Memur nefes nefese başını salladı. ‘’Siz… değil..’’ dedi aldığı her derin nefesin ardından ‘’Dedektif… Rod-…Rodriguez’’. Fernando şaşkın bir ifade ile adamın elinde taşıdığı ince dosyaya daha sonrada nihayet nefesini toplamış, konuşmaya hazır karşısında duran polisin yüzüne baktı. Adamın gözbebeklerinin içinde kaynağı belirsiz bir korku, soğuk bir şekilde içine yayılan bir ürperti hissetti. Memur birazdan ağzından sarf edeceklerini dedektifin zihninden okuduğu izlenimine kapıldı. Göz bebekleri endişeyle büyüdü. Fernando’nun onunkilere dikmiş olduğu ela gözler iyice açıldı. Andrews şaşkınlık içerisinde onlara bakıyordu. ‘’Ne var, Smith? Konuşsana’’ diye buyurdu, iki adamın aralarında yaşadıkları duygusal fırtınadan habersiz. Memur Smith ağzını açmıştı ki ‘’Sakın!’’ diye fısıldadı Fernando ondan dana önce hiç duymadıkları iç ürperten bir ses ile ‘’Sakın söyleme! Tanrım hayır lütfen! O olmasın lütfen!’’ İki San Diego’lu polis şaşkınlık içinde çıldırmış olan yabancıya bakıyorlar ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Özel dedektifin sesi kesinlince, arkadaşı Andrews diğer polisin elindeki dosyayı çekeleyerek aldı. O kapağı aralar aralamaz Meksikalı herhangi başka bir şey olabileceği umuduyla müdahale etti. Andrews’in yüzü gerildi, ağzı iğrenti ve dehşet ile çarpıldı. Hemen yanındaki Fernando’nun boğulmak üzereymiş gibi, kesik kesik soluk alışını duyabiliyordu. Saniyeler içerisinde gerçekleşen bu olay, oradaki hiç kimsenin hafızasını hayatı boyunca terk etmeyecekti. Genç dedektifin tiz haykırışı geceyi acıya boğdu, Andrews ve Smith’in yüreklerini korkuyla dağladı. Lacivert arabanın kaputuna doğru devrilirken, Fernando’nun son gördüğü iki polisin onu tutmak için sarf ettikleri başarısız çabaydı. Latin dedektifin hareketsiz bedeni gibi gecenin karanlığına düşen dosyadan çıkan bir fotoğraf rüzgarın kaldırmasıyla döndü. Birçok yeri parçalanmış, oluk oluk et kopartılmış, esmer bir kadın kıvrılmış yatıyordu. Güzel yüzü kurumuş kanla kaplıydı. Deşilmiş karnından sarkan ölü bebek, kadının hayatının son anlarında yaşamış olduğu işkencenin gözden kaçmaz bir kanıtıydı.>>











[Resim: TombRaider.png]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
18-10-2008,
Mesaj: #13
RE: Lara Croft, Tomb Raider : Günah Kaosu
Kurgusu şimdiden derin, daha da derinleşecek gibi gözüküyor. Yönetmen olursam, kariyerime bu hikayeyi filme çevirerek başlayabilirim Smile











[Resim: ttdv0.jpg] [Resim: 165490774fx0.gif]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
At Tomb Raider Download MoBy 20 1,510 Dün
Son Mesaj: Eckhardt
  Tomb Raider Soru-Cevap newmoon 188 3,030 Dün
Son Mesaj: Croft Fan
  Tomb Raider 9 dan Beklentileriniz??? moby2 20 361 29-12-2008
Son Mesaj: ersel3
  Lara Croft'a Rakip Geliyor !!! MoBy 73 2,863 29-12-2008
Son Mesaj: moby2
  Tomb Raider Fan Dergisi-2- amanda 16 230 28-12-2008
Son Mesaj: anka

Forum Atla: